.Diyarbekir Çira
.Çalakiyên Me

'

Bernameya Me
Li Amedê Çand û Huner

DİYARBAKIR ÇİRA KOMELEYA ÇANDÎ Û HUNERÎ

Şiir Nerede Konaklar ya da Şiirin Mülkiyeti Nedir?

Azad Ziya Eren

Söz taşlarıyla dolu kuyuda geceledim
bir dağ kedisinin kemiğine dokunarak buldum taşlarımı
anlam nehrinde kaybettikleriyle bıraktım yazgılarına
Orada, suyu çekilen gecesinde toprağın
karanlık bir deri gerildi ruhuma
Anladım, güneşini kapayan gecede konaklar şiir
Hiçlikte
Şairiyle örtüştüğü bedende konaklar...

Şiir, annesinden büyük doğan şairin,
çocukluğundan medet uman gaz lambalı ruhunda konaklar.

İçimdeki yazma duygusundan kurtulabildiğim tek yer hiçlik
cümlesindedir şiir...

Olmama yerine vardığımda kurtulacağım kendimden
ve yazmak yazgısı orada sönecek bende/benle, düşüncesinde
Yazmaktan beklediğim tek şey yazmamı engelleyecek şeyi yazabilmek
evet, sadece bu, susturacak bir ağız beni, diyen gözlerin ağılında konaklar şiir...

Bir gün bir annenin gözlerindeki anlamın o çok ilkel ve üstü kutsal bir kitap gibi siyah kadife örtüyle kapatılmış, lakin kapanmamış, sanki bütün dünyanın derisini siyah bir tül gibi kaplayan acısına değdim ve sanırım içimdeki bu yalnız leoparı o günden bugüne özenle ve ısrarla besledim.

Evet, bu oldu, ne söylence ne çözülmesi gerekli bir bilmeceydi, sadece oldu ve ben de ondan oldum. Şiir böyle bir zorunluluktan doğdu benim için. İyileşmez bir hastalık gibi irademe işleyen, içine girerken karşılık bulacağım ya da yanıt olacağım bir muamma olsun diye hiç beklentimin olmadığı tek nesnesiz aşk. Şiir hep bir zorunluluk oldu benim için.

O annenin gözlerinde yıllar sonra gördüğüm tanrının, bağışlamaktan öte bağışlanmaya ihtiyacı olan bir gözyaşı gölü olduğuna baktığımdaysa, şiirin bütün bedenimi, ruhumu ve irademi ele geçirdiğini, eklemlerimi kendi hikâyesi için öteki insanların eklemlerine kaynaştırdığını birkaçıyla ikiz kıldığını ve günbegün tükenmeyen bu yazma isteğinin kaynaklandığı gaileyi onlara anlatmama zorlayışını yaşadım, yaşıyorum.

Onun nerede konakladığını biliyorum, evet o içimde, ama konaklamıyor, kendi mülkiyetindeymiş gibi sürdürdüğü yerleşik hayatına beni mecbur kılıyor ve bunları çocukluğumdan bu yana duygusunu tek an eksik etmeyen yalnızlığın omuzbaşında önceleyin resmin yaptığınca şimdileyin o yapıyor. Şiir bu nedenle dışarıda elemle geziyor, aşkla tozlaşıyor ve içeride konaklıyor, yerleşiyor, girdiği kapıyı yıkarak, kendi kaçışını kendi kundaklıyor...

Vicdan huzuruyla söyleyebilirim ki, yaşamımın bütün dönemlerinde yapmaktan pişmanlık duymadığım asli şey içimdeki leoparın sayıklamalarına kâtiplik etmek oldu. Derdim, onun ağzından dökülenleri eksiksiz aktarmak, sonra oturup onları defalarca okumaktı. Şiir benim için bütün uçurumların kenarındaki kutsal bariyerdir, evet, ‘yazmazsam ölürüm’ cümlesinin içinde oturur, ‘bir ara oturup yazmalıyım’ cümlesinin alnından vurulduğu iradenin bedeninde ve ruhunda dolanır...

Şiir, reddedilmiş dünyanın, feragat sularında ilerleyen kadırgada ve gidilmemiş her karanın “Rüzgar Dolu Konaklar"ındaki çocukluğun odalarında, varsıl bir yoksunluk ve sonsuz bir yok olmama isteğiyle konaklar, konağının mülkiyetine el koyar, sabrın oyuğunda iradeyle oturmak koruyacak ve kurtaracak bizi, koruyacak ve kurtaracak...

M.Kara

Nevzad Karakeçî

Mihemed Eren

Jan Geşo

B. Deniz

S. Bengîn

A. Ziya Eren

Pirtûkên Nû

FERHENG